1. Anasayfa
  2. Kişisel Gelişim

Sevgi Emektir

Sevgi Emektir
0

Son zamanlarda sen de kendine bir çıkış yolu arıyor musun? Bu nokta da sana bir öneri verebileceğimi umuyorum.

Sevginin kapısını çalmaya ne dersin?

Sana şefkatli bir kucakla geldiğimi belirtmek istiyorum. Hepimizin yürüdüğü yolların iniş ve çıkışlara gebe olduğunu da hatırlamanı istiyorum! Keza karşılaştığımız her zorluğa rağmen hislerimize, hayallerimize sarılmamız gerekmez mi?

Sana bu soruyu sorma gereksinimi duydum çünkü yaşadığımız yüzyılda sevgiyi hayallerimize katıp harmanlamaktan çok onu bir ‘ünmüşçesine’ kullanma yarışına girmiş vaziyetteyiz. Lakin mühim olan ilhamı içtenlikle kovalayan bedenler için sevgi dolu izler bırakmak değil midir?

Bana kalırsa ünü, şanı, şöhreti geride bırakıp ne hissediyorsa onu yapmalı insan. İçindeki sevgi ve tutkuyu saklı tutmaktan kaçınmalı! İçinde barındırdığı duygu selini akışına bırakmalı ve duyguların coşkusunu tatmaya bakmalı !

Peki benim bunları yazarken yaşamakta olduğum heyecanı neden çoğumuz yaşayamıyoruz ?

Sanıyorum ki bunun en temel sebebi sevgiyi göstermeyi bir zayıflık olarak benimsememizden kaynaklanıyor! Çocukluğumuzdan itibaren süregelen yolculuğumuz esnasında duraksadığımız her durakta bize sevgiden oldukça uzak davranışlar sergiliyorlar. Bununla da kalmayıp dış dünyanın ezberlerine uymamız için sevginin güçsüzlük olduğuna inanan bir kitleyi büyütüyoruz adeta.

Peki neden karşımızdaki bizi seviyorsa artık onun bir kıymeti kalmıyor? Ya da neden biz birini sevdiğimizde karşımızdaki bizi hor, hakir görebiliyor? Oysa hiç de böyle işlememeli süreç! Söyleyin bana lütfen, sevgi kadar güzel bir şey var mı?

Görünen o ki sevginin ne olduğunu bilmediğimizden zarar verebilir hale gelebiliyoruz. En gündelik, basit haliyle örneklendirmek istiyorum bunu sana: yürüdüğün herhangi bir sokak düşün. Yolun kenarına çalı papatyaları dikilmiş ya da aklına gelen koparılması kolay herhangi bir bitki! Şimdi sen veyahut bir başkası, belki de bir çocuk onun o narin yapraklarını koparmaya başladı! Oldukça normal bir eylem olarak karşılarız öyle değil mi? Bundan ötürü ‘ne var ki bunda yani?’ Niye bundan bahsediyoruz diyorsun belki fakat ayrıntı aramak yerine büyük resme bakmayı denesek!

Sen ne dersin?

Keza azcık bakınca şu soru geldi benim aklıma ‘Neden yapıyoruz ki bunu?’ Eğer bir başka canlı bizim parmaklarımızı ya da başka bir uzvumuzu koparsa canımız acır öfkeyle doldururuz yüreğimizi muhtemelen!

Peki biz neden yapıyoruz bu eylemi başka bir canlıya! Neden zarar veriyoruz?

Ben bu sorular üzerine bir miktar düşününce iç burkan bir kanıya vardım. Ki bunun doğrultusunda yapmakta olduğumuz eylemin en akla mantığa uygun gelen açıklamasıyla ‘sevgiyi bilemiyor, tanıyamıyor’ oluşumuzun doğurduğu gerçek hafif bir sarsıcılıkla gün yüzüne çıkıyor! Benim yaklaşımıma ek olarak senin de kendi bakış açından bir değerlendirmede bulunmanı çok isterim.

Derken yol göstermesi ve farkındalık oluşturması adına birkaç örnek daha vermek hoş olur diye umuyorum. Öncelikle zarar verme eylemi sevgiyi bilememekten doğuyor dedim! Öyleyse önce nelere zarar veriyoruz bunu fark etsek daha yerinde olur! Mesela ; bir hayvana, bir kadına, doğa ananın herhangi bir parçasına…

Neden yapıyoruz peki? Derdimiz, sorunumuz ne?

Karşımızda gördüğümüz fazla sevgi mi ulaşılmaz kılıyor bizi? Ya da üstün olduğumuz kanısıyla mı bir canlının bize karşı yetersiz ve güçsüz olduğunu düşünüyoruz? Acı çektirmek hoşumuza mı gidiyor?

Hiç sanmıyorum doğrusu! Kimse sevmez acı çekmeyi! Bundan söz ederken dahi sevgiden bahsetmekte olan bir canlının yoksunluk çektiği duygunun oluşturduğu zararın niteliği ne denli büyüktür öyleyse! Fakat insan biraz tanıyınca, karşılaşınca – keza sanıyorum ki her bedene en azından bir kez rast geliyor bu kutsal duygu – iyileştirici tarafını da görebilse keşke!

Her şeyin, var oluşumuzun dahi özünde sevgi barınıyorken (keza biraz müsaade edince dünyamıza girmesi için, kendiliğinden içeri adım attığını ve her bıraktığı yeni izde iyileştirdiğini göreceğiz) ondan kaçışımız niye? Tüm bunlara nazaran sevgisizliğin toplumumuzda ötekileştirmeyi doğurduğu aşikar! ‘O sakat, bu aptal, şu çirkin, onlar ezik, bunlar fakir…’ derken saymakla bitmiyor ötekileştirmenin getirdiği etiketler! Halbuki neyin etiket yarışı bu anlamış değilim! Hepimiz insanız en nihayetinde!

Neden bunun derdine düşüyoruz ki, nedir ki ötekileştirdiklerimiz?

Farklı koşullarda dünyaya gelmemiz bizi yalnızca eşsiz yapar. Ve bu özgünlük herkesin istediği şeydir, sayısız aynının içinden sıyrılmak için gereklidir! Bunun haricinde başka ayrımsal bir şey söz konusu değildir ki. Hepimiz doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz ki herkes kendi yolunu çizme özgürlüğüne sahipken neden başkası bizden farklı şeyleri yapıyor diye öteki olsun! Farklı olsun! Olsun olmasına da sevgiyle olsun.

Emin olun sevgiyle tanışan her birey ötekinin yaptığı bir şeyi gördüğünde hayranlıkla mest oluyor! Aksi takdirde sevgisizlik bizleri bencilliğe, öfkeye ve nefrete iten kötü duygulara gebe hale getiriyor. Oysa sevgi ne yüce bir şey ki beraberinde iyimser duyguları da doğurarak büyüyor.

Velhasıl ön yargılarımızın kurbanı olmak bazen içimizi burkan ötekileştirmeleri yapmaya itiyor bizi. İnsanları bu sevgi açlığıyla dışardan gördüklerimiz doğrultusunda etiket yağmuruna tutarız ötekileştirme eşliğinde! Keza seçeneklerimiz de hali hazırda mevcut zaten: kılık kıyafet, dış görünüşe dair tasvirlemeler ve sahip olduğu nice özellik neticesinde bolca yaparız bunu.

Lakin ihtiyacımız bu değil!

Öncelikle doğru tanımlamayı ve şefkatle yaklaşmayı bilmeliyiz! Ki nice gereklilikler saysak da en başında ‘sevgiyi, sevmeyi ve bunları aşılamayı öğrenmeliyiz’. Bunu yapmayarak yoksun yetiştirdiğimiz her çocuk, genç veya yetişkin olduğu bir dönemde sevgisizliğin kurbanı olmaya hazır bir şekilde büyüyor!

Böylelikle sevginin eksikliği toplumda her türlü felaketi getirmeye başlıyor! Ve bu sevgisizlik gözlerimizi kör ettiği için git gide hırçınlaşırken hem zarar veriyoruz hem de dinginlikten uzaklaşıyoruz. Oysa bizler dinginleştikçe derinleşen ve derinleştikçe tutkuyla seven canlılarız.

Kendimizi duyurmanın vakti geldi, yapılması gereken yegâne olgunun korkulur veyahut yapılması zor olarak karşılanmaması lazım! Keza sevgi sevdikçe çoğalan çoğaldıkça daha da sevmek ve bunu paylaşmak isteyeceğimiz bir duyguya dönüşüyor, birbirimizi kucaklamanın ve sevgiyle yeşermenin vakti geldi!!

Ünlü düşünürün de dediği gibi ‘SEVGİ VE ŞEFKATTE NE MUCİZELER VAR YARABBİ!’ diyerek sonuna gelmekle beraber naçizane son bir söylemim var.

Sevgi emektir! derler. Bir şeyi emekle büyütmeye başladığımızda, tavır ve hareketlerimize sevgiyi kattığımızda eşsiz bir güzellikle dönüyor bize. Umuyorum ki korkusuzca ve sevecenlikle sevgiyi hayatlarımıza dahil edebiliriz.

Bolca ‘Seni Seviyorum’ dediğimiz günlerimiz olsun güzel insanlar.

Ne Düşünüyorsun?
  • 1
    harika_
    Harika!
  • 0
    g_zel_
    Güzel!
  • 0
    haval_
    Havalı!
  • 0
    e_lenceli_
    Eğlenceli!
  • 0
    _zg_n_m_
    Üzgünüm!
  • 0
    sevmedim_
    Sevmedim!

Project Manager | Digital Content Manager | Trainee at YetGen | Author | Student

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir